• Hakkımızda
  • İletişim
  • Uçuş Bilgileri
  • Fırsatlar
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
11 Ocak 2026
  • Ana Sayfa
  • Havacılık
  • Turizm
  • Seyahat
  • Savunma
  • Uzay
  • Özel Röportajlar
  • Teknoloji
  • Fırsatlar
  • Yazarlar
    • Cem Polatoğlu
    • Kaan Yıldızgöz
    • Güntay Şimşek
    • K. Hakan Çelikoğlu
  • ENGLISH
Sonuç yok
Tüm sonuçları görüntüle
  • Ana Sayfa
  • Havacılık
  • Turizm
  • Seyahat
  • Savunma
  • Uzay
  • Özel Röportajlar
  • Teknoloji
  • Fırsatlar
  • Yazarlar
    • Cem Polatoğlu
    • Kaan Yıldızgöz
    • Güntay Şimşek
    • K. Hakan Çelikoğlu
  • ENGLISH
Sonuç yok
Tüm sonuçları görüntüle
Sonuç yok
Tüm sonuçları görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Alper Eliçin

Sömürge şirketleri, Muz Cumhuriyetleri ve Venezuela…

11-01-2026 07:23
0
Sömürge şirketleri, Muz Cumhuriyetleri ve Venezuela…
PaylaşPaylaşPaylaşPaylaşPaylaşPaylaş

Tarihte denizaşırı toprakları kontrolü altına alan ülkeler, ulaşımın ve iletişimin aylar sürdüğü bu bölgeleri yerinden yönetmek zorunda kalmışlardır. Yerel halkı ve kaynakları etkin bir şekilde sömürebilmek için geliştirilen bu yönetim modelleri, zaman içerisinde ekonomide, teknolojide, bilimde ve dünya siyasetindeki gelişmelere göre evrim göstermiştir.

Denizaşırı toprakları ve halklarını sömürebilmek için büyük miktarda paraya gereksinim olduğu ilk olarak 16. yüzyılda fark edildi. Ayrıca bu işler son derece riskli olduğundan bu paranın bir nevi risk sermayesi olması da gerekmekteydi. Hindistan’dan veya Amerika’dan gelmekte olan emtia yüklü bir geminin batması ülke hazineleri için büyük bir ekonomik yıkıma neden oluyordu. Üstelik devletlerin bu girişimler için kaynak ayırması ve riski üstlenmesi diğer mali yükümlülükleri nedeniyle son derece büyük zorluklar yaratıyordu. Sonuçta, emperyal devletler bu riski özel girişimcilere yükledi. Aynı dönemlerde anonim şirket fikrinin ortaya çıkması, yani yatırımı yapanların tüm servetleriyle değil de sadece yapılacak girişim için ayırdıkları parayla sınırlı sorumluk alabilmeleri, özel sektör için bu girişimleri cazip kıldı. 14.-15. yüzyıllarda Cenova ve Venedik’te ortaya çıkan sigortacılık da 17. yüzyılda İngiltere ve Hollanda’da kurumsallaşınca, bu riskli girişimler mali açıdan daha da kontrol edilebilir hale geldi. Özetlersek,  1600’lerden itibaren kurulan kolonyal şirketler, uzak topraklarda iş yapmanın yüksek riski, yetersiz devlet maliyeleri ve güçlü tüccar sınıfının varlığına bağlı olarak ortaya çıkmıştır.

16.-18. yüzyıllarda Avrupa’da hakim olan bu ekonomik modele merkantilizm de denir. Burada amaç, iktisadi açıdan devleti güçlendirmek, devlet hazinesine altın ve gümüş çekmektir. O dönemde değerli metallere sahip olmak en önemli zenginlik ölçütüdür.  Bu hedefe yönelik olarak gümrük vergileri konur, ticari tekeller oluşturulur, kolonyal şirketler kurulur. Merkantelizmde şirket araçtır, esas olan devletin zenginleşmesi ve güçlü olmasıdır. Merkentalizm 18. yüzyılda ise bugün anladığımız anlamda kapitalizme dönüşür. Zira sanayi üretimi artar, ulusal pazarlar oluşur ve sermaye mobil hale gelir. Yani sömürü için iş yapış şeklini geliştirmek gereksinimi ortaya çıkar. Adam Smith’in deyimiyle zenginlik altın biriktirmek değil, üretim yapmak yoluyla elde edilebilir hale gelir.

Merkantelizmde devlet doğrudan yönetici, şirketler devletin uzantısı, rekabet sınırlıdır. Ticaret sıfır toplamlı (biri kazanırken diğeri kaybeder) olarak görülür, tekeller teşvik edilir, koloniler ise hammadde deposu olarak görülür. Modern kapitalist anlayışta ise devlet sınırlı düzenleyicidir. Şirketler ise bağımsız aktörlerdir, ticaret pozitif toplamlıdır (rekabet eden birden fazla taraf kazanabilir). Rekabet temel ilke haline gelmiştir, dolayısıyla tekeller ilke olarak reddedilir. Koloniler ise artık hem üretim alanı, hem de pazar haline dönüşmüştür. Bu sistemde amaç bireysel kardır. Devlet ise hukuk yoluyla kurallar koyar, serbest piyasanın çalışmasını, dolayısıyla rekabeti sağlar. Kapitalizmde devlet hakem, şirket aktördür.

Merkantelizme geri dönersek, o dönemde denizaşırı toprakları olan tüm önemli devletlerin kolonyal şirketler kurmuş olduğunu görürüz. Bunun tek istisnası İspanya’dır, zira Bolivya’daki Potosi ve Meksika’daki Zaracetas gümüş madenlerinden çıkarılan cevher muazzam bir servet üretmektedir. Dolayısıyla uzun yıllar boyunca İspanya devletine doğrudan akan bu değerli metal, ayrıca bir şirket kurmayı gerektirmemiştir.

Kolonyal şirketlerin en eskisi ve en görkemlisi Britanya Hindistanı için kurulmuş olan Britanya Doğu Hindistan Şirketi’dir (British East India Company). O dönemde Britanya’nın doğrudan veya dolaylı olarak kontrol ettiği topraklar bugünkü Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Myanmar, Sri Lanka, Nepal, Bhutan ve Afganistan’ın bir bölümünü kapsıyordu. Ancak şirket sömürülmeye en uygun olan Bengal, Madras, Bombay ve bazı özerk prensliklerde faaliyet göstermiştir. 1600’den 1700’e kadar ticaret şirketi, 1700- 1757 arası askeri-ticari bir kurum olarak faaliyet göstermiş, 1757-1857 arası şirket-devlete dönüşmüş, ticaret yapmanın yanı sıra vergi toplama, ordu kurma, savaş ilan etme, antlaşmalar yapma yetkileriyle donatılmıştır. 1858’de ise tamamen kraliyete devredilmiş ve ardından da tasfiye edilmiştir.

Britanya’nın Hindistan Kolonisi – Kaynak: British Indian Empire 1909 Imperial Gazetteer of India

Britanya’nın ayrıca Afrika’da Royal African Company ve Kanada’da Hudson Bay Company (HBC) isimli kolonyal şirketleri de vardı. Benzer amaçlarla Hollanda’nın 1602’de Endonezya’da VOC, 1621’de Karayipler, Brezilya ve eski adıyla New Amsterdam, bugünkü adıyla New York’ta faaliyet göstermek için kurduğu WIC isimli kolonyal şirketleri vardı.

Danimarka Krallığı da iki kolonyal şirket kurmuştu. Grönland’daki şirket kürk ticaretine yoğunlaşırken, Karayip ve Gana’da faaliyet gösteren şirket ise köle ticareti yapıyordu. Bu listeye Alaska’da kürk avcılığı için Rusların kurmuş olduğu, ordu kurma yetkisi de olan, Russian- American Company, Prusya’nın (bugünkü Almanya’nın öncülü) Batı Afrika’da köle ticaretine yoğunlaşan Brandenburg African Company ve benzerleri de dahil edilebilir.

Bu yapıların en gaddarı ise, 1885’de Kongo’da kurulmuş olan ve Belçika kralı II. Leopold’un özel mülkü olan ‘Congo Free State’ şirket rejimidir. Özel ordusu da olan bu oluşum 1908’de Belçika devletine devredilmiştir. Kitlesel şiddet uygulayan bu rejimin en büyük gaddarlıkları arasında kauçuk kotasını dolduramayan köylülerin ellerinin kesilmesi, askerlerin mermilerini boşa harcamadıklarını kanıtlamak ve yeni mermi tedarik edebilmek için sakatladıkları veya öldürdükleri kişilerin kesik ellerini toplayıp teslim etmeleri gibi örnekler verilebilir. Bu sistemde plantasyonlarda çalışan erkeklerin aileleri rehin alınıyor, kotasını dolduramayanların aileleri öldürülüyor, köyleri yakılıyordu. O yıllarda tarım alanları da plantasyonlara dönüştürüldüğünden kıtlık ve açlık yaygınlaşmış, nüfus %30-50 oranında azalmış, 8-10 milyon insan ölmüştür. Bu yaşanan travma bugün Kongo’da yaşananların da tetikleyicisi olmuştur. Günümüzde insan hakları konusunu sık sık gündeme getiren Batılı devletlerin ve toplumların bundan 150 yıl öncesine kadar yaptıklarını günümüzde havsalamızın alması oldukça zor.

Kauçuk kotasını dolduramayanlar…

Kolonyal şirketlerin en uzun ömürlüsü ise 1670’de kurulan ve en nihayetinde Aralık 2025’te tasfiye edilen Kanada’daki Hudson Bay Company’dir. 350 yıl boyunca Kanada’nın ekonomik, siyasal ve coğrafi şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. 1670’te Kral II.Charles’ın kuzeni Prens Rupert ve bir grup aristokrata Hudson Körfezi çevresinde ticaret yapmaları için bir ferman yayınlamasıyla başlayan bu oluşum, kürk ticaretiyle gelişmiştir. Yerel kuzey halklarına iğne, bıçak gibi basit ürünler satan, karşılığında yiyecek, barınma ve rehberlik gibi ürün ve hizmetler satın alan şirket, yasalar koyma ve savaş açma gibi yetkilerle donatılmıştı. Kontrol ettiği topraklar 1869’da 300 bin sterlin karşılığında Kanada devletine satıldı ve 20. yüzyılın başında şirket büyük bir dönüşüm göstererek ülkenin en büyük perakendecisi haline geldi. Tabii ki bu gelişmelerden yerel halk hiçbir şekilde bilgilendirilmedi, elde edilen karlardan kendilerine bir ödeme de yapılmadı.

Hudson Bay Company’nin sahip olduğu ve yönettiği topraklar – Kaynak: The Economist, 3 Ocak 2026

 

Kanada’nın kutup bölgesinde bir Hudson Bay Company mağazası – Kaynak: The Economist

Zamanla, kırsal ticaret noktalarına ek olarak, büyük kentlerde modern mağazalar açıldı. 2003’te 7.3 milyar Kanada doları ciroya ulaşan şirketin 70 bin civarında çalışanı vardı. Ancak 2025’te sadece 3.3 milyon dolar nakdi kalmış ve borcu da 3 milyar dolara ulaşmıştı. (Kaynak: The Economist 3 Ocak 2026) Şirket artık modern çağın gereklerine uyum sağlayamıyordu. Aralık 2025’teki tasfiye ile hem Kanada hem de küresel iktisat tarihinde bir sayfa kapanmış oldu.

Ancak bu dönemin kapanması ile şirketler üzerinden sömürü tabii ki bitmedi. Kolonyal şirketlerin yerini, üretimini ve ihracatını tek bir ürüne yoğunlaştırmaya yönlendirilen ülkelerin ürünlerini alan şirketlerin kurduğu yeni düzenler ortaya çıkmaya başladı. Bu modelde sömürülen ülke genelde bir diktatör/kral/tek adam tarafından yönetiliyordu. Orta Amerika’daki ‘Muz Cumhuriyetleri’ ve Ortadoğu’da petrol çıkarılan ülkeler bu sisteme örnek olarak verilebilir. Kolonyal şirketler toprağı kendileri yönetirken, muz cumhuriyetleri ve benzerlerinde, şirketler ve arkalarındaki emperyalist ülkeler, söz konusu devletleri yönlendirmekteydiler.

Orta Amerika’da tarım kaynaklarını yerel diktatörler vasıtasıyla kontrolü altına alan ABD kökenli şirketlerden United Fruit Company (bugünkü adıyla Chiquita) bu yeni yapıya iyi bir örnek teşkil etmiştir. Guatemala örneğinden hareket edersek, ülkeyi yöneten diktatörden ülke topraklarının %60’ını 99 yıllığına kiralayan, buralarda yaşayan halkı da sömüren bu şirket, 1954’te de ülkeye komünizm gelecek iddiasıyla Amerika’nın müdahale etmesini bile sağlamıştır. Devlet görünüşte bağımsız ama aslında tek bir şirkete bağımlıdır. Ülkenin limanları, demiryolları, gümrük gelirleri ve hükümetler bu şirketin gereksinimlerine göre inşa edilmiş/oluşturulmuştur. Bu konuyu 28.04.2024 tarihli Guatemala’yı anlatan yazımda daha detaylı anlatmıştım. İlgi duyanlar/hatırlamak isteyenler aşağıdaki link’ten okuyabilir.

https://haber.aero/yazarlar/alper-elicin/agaclarin-cok-oldugu-ulke/

Son yıllarda emperyalizm kadife eldivenler giymiş, sömürüyü küreselleşme sayesinde daha güler yüzlü hale getirmişti. Özellikle ABD’nin güçlü şirketleri bu sayede karlarını artırıyor, ABD’de belli bir zümrenin refahı olağanüstü düzeyde yükseliyordu. (Bu arada ABD’de de çok ciddi oranda yoksulun yaşadığını da hiç aklımızdan çıkarmayalım). Ancak Çin’in son 35 yılda yaptığı olağanüstü hamlelerle milli gelir, eğitim, bilim, sanayi, teknoloji ve askeri güçte ABD’yi yakalaması, ABD’nin kadife eldivenlerini çıkarmasına neden oldu. İkinci Trump döneminde ABD, askeri, yani sert gücünün yanı sıra yumuşak gücünü kullanmaktan vazgeçti. Açık açık son derece saldırgan bir güç haline geldi. Ortadoğu’da İsrail’in ipini koparmasını teşvik ederken, 70 yıllık Avrupalı müttefiklerini aşağılayarak Rusya’nın agresyonu karşısında ortada bırakmaktan çekinmiyor.  Amerika kıtasında da hayasızca, 150 yıl önce gündeme gelen Monroe doktrinini yeniden canlandırıp, tüm Amerika kıtası benden sorulur demekten de çekinmiyor. Tam bir megalomani söz konusu.

İşte bu kafa yapısıyla Batı dünyasındaki ülkeleri baskı altına almış durumda. Kendi ürünlerini ve hizmetlerini talep ettiği boyutta satın almayan, geliştirdikleri teknolojileri kendisine açmayan, ABD’de istenen düzeyde yatırım yapmayan ülkeleri gümrük vergileriyle baskı altına alıyor. Bununla da yetinmeyip, Kanada ve Danimarka gibi NATO müttefiklerinden toprak talep ediyor. Kendisine direnebilen bir tek Çin var, biraz da Hindistan ve Rusya.

Bu ortamda şirketlerin de rolü tekrar değişiyor. Artık ABD şirketlerine arzu edildiği düzeyde pazarını açmayan, ABD’ye ihracatı ithalatını aşan ülkeler gümrük vergileriyle terbiye ediliyor. ABD şirketlerinin gereksinim duyduğu girdilerin sağlanması, üretilen hizmetlerin/malların satın alınması zorlamayla isteniyor. ABD’ye baş eğmek istemeyen, kendileri için Çin, Rusya vb ülkeler vasıtasıyla yeni ticari ve askeri kanallar açmaya çalışan, dolar temelli uluslararası finans sisteminden uzaklaşmaya çalışan ülkelere türlü bahaneyle askeri müdahaleler de yeniden gündemde.

ABD hegemonyasına karşı çıkan, petrol kaynaklarını Çin şirketleri vasıtasıyla değerlendirmenin yollarını arayan, ABD dolarına bağımlılığını iyice azaltmış olan Venezuela da bu nedenle ağır baskı altında. Uyuşturucu kaçakçılığı, insan hakları gibi konular gerekçe gösterilerek Cumhurbaşkanı Maduro ve eşi askeri bir operasyona maruz bırakılabiliyor.

Maduro’nun çok kötü bir diktatör olduğu, zamanında asgari ücretin ayda bir ABD dolarına kadar düştüğü, 20 bin kişinin öldürüldüğü, 8 milyon Venezuelalı’nın ekonomik ve siyasi nedenlerle ülkeden kaçtığı herkesin malumu. Üstelik son seçimleri, muhalefetin en az %70’lik bir oy oranıyla kazanmasına rağmen, iktidarı bırakmadığı da biliniyor. Ancak ABD’nin derdi bu değil. Maduro’nun yönetiminden arta kalanlarla, tehdit altında pazarlık yaparak çalışmaya hazır. Bunun için de bazı talepleri var. Önceki Cumhurbaşkanı Chavez zamanında devletleştirilen ABD petrol şirketleri Exxon ve Chevron’un işlettiği petrol bölgelerinin yeniden kendilerine devrini, kamulaştırma nedeniyle uğradıkları zararın telafi edilmesi için kendilerine 50 milyon varil petrolün tazminat olarak ödenmesini (bugünkü rakamlarla 3 milyar ABD doları) talep ediyor. Ayrıca bu şirketler dünyadaki en büyük petrol rezervlerine sahip olan Venezuela’nın petrol yataklarını devralacak ve Çin, Küba gibi ülkelere petrol satmayacak. Bu talepler içerisinde uyuşturucu ticaretinin önlenmesi, insan hakları gibi konular yok.

ABD’nin empoze etmeye çalıştığı bu düzende, şirketler artık kendi çıkarlarının yanı sıra ABD’nin çıkarları için de çalışacaklar. Chevron veya Exxon devlet değildir; vergi toplayamaz, ordu kuramaz ama arkasına aldığı ABD desteğiyle her istediğini empoze edebilir. Yani bu şirketler artık neo-emperyalizmin unsurlarıdır. Bu durum sadece petrol şirketleri için de geçerli değil, yüksek teknoloji üreten, Meta (Facebook), Alphabet (Google), xAI (X) gibi günlük yaşamımıza nüfuz etmiş şirketlerle, bu şirketlerin ve yapay zekanın kullandığı yongaları üreten firmalar da artık kendi çıkarlarını ABD’nin kişisel çıkarlarıyla daha fazla uyumlaştırmak zorunda kalacaklar. Yani şirketler açısından da yeni bir dönem başlıyor. Önümüzdeki yıllarda dünyanın eskisinden daha kötü ve acımasız olacağı artık açık.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Sömürge şirketleri, Muz Cumhuriyetleri ve Venezuela…

Ekoloji kavramının babası: Alexander von Humboldt

Ahmed ile Kahire’de bir gün

Kwai Köprüsü; Film ve Gerçekler

Sizin de yaprak üfleyiciniz var mı?

Makarios’un peşinde

Ukrayna Savaşı’nda cephede kullanılan son taktikler

Sudan’da soykırım

I=I+1

Eurofighter savaş uçakları Türk Hava Kuvvetleri’ne katılıyor

Bu gönderi kategorisi hakkında gerçek zamanlı güncellemeleri doğrudan bildirim almak için tıklayın.

Bildirimleri kapat
Önceki yazı

POTAS, IATA’dan 2026 için stratejik onay aldı

Sonraki yazı

İHA düştü, Kore hattı gerildi!

İlgiliYazılar

Çocukların gelişimine katkı sağlayan tatil

Yapay zekâ 20 yılda seyahati nasıl şekillendirecek?

11/01/2026
Sabiha Gökçen’de konforlu konaklama: İSG Airport Hotel

Otellerde yangın güvenliği için yeni düzenleme

11/01/2026
Azerbaycan’dan savunmada 1 milyar dolarlık hedef!

Azerbaycan’dan savunmada 1 milyar dolarlık hedef!

11/01/2026
Rusya’dan Avrupa’ya Ukrayna uyarısı: İzin vermeyiz!

Rusya’dan Avrupa’ya Ukrayna uyarısı: İzin vermeyiz!

11/01/2026
Sonraki yazı
İHA düştü, Kore hattı gerildi!

İHA düştü, Kore hattı gerildi!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SÜRMANŞET

ASELSAN GÖKDENİZ ile denizlerde yeni dönem

ASELSAN GÖKDENİZ ile denizlerde yeni dönem

10/01/2026
Jeju Air kazası sonrası Muan Havalimanı’nda büyük değişim

179 can kaybı: Beton engel olmasaydı uçak duracaktı!

09/01/2026
Fırtına İstanbul hava trafiğini felç etti: 97 uçuş iptal edildi

Fırtına İstanbul hava trafiğini felç etti: 97 uçuş iptal edildi

09/01/2026
ASELSAN, MURAD AESA radarı ile oyunu değiştiriyor

ASELSAN, MURAD AESA radarı ile oyunu değiştiriyor

08/01/2026

Öne Çıkanlar

Çocukların gelişimine katkı sağlayan tatil

Yapay zekâ 20 yılda seyahati nasıl şekillendirecek?

11/01/2026
Sabiha Gökçen’de konforlu konaklama: İSG Airport Hotel

Otellerde yangın güvenliği için yeni düzenleme

11/01/2026
Azerbaycan’dan savunmada 1 milyar dolarlık hedef!

Azerbaycan’dan savunmada 1 milyar dolarlık hedef!

11/01/2026
Rusya’dan Avrupa’ya Ukrayna uyarısı: İzin vermeyiz!

Rusya’dan Avrupa’ya Ukrayna uyarısı: İzin vermeyiz!

11/01/2026
Havacılık, Savunma, Uzay ve Teknoloji Haberleri

Haber.aero haber içerikleri (fotoğraf, yazı, video) kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, içeriklerin tamamı kullanılamaz.  Kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.

  • Künye
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Uçuş Bilgileri
  • Gizlilik Politikası

Copyright ©️ 2021- Tüm haklar saklıdır. HTS İletişim A.Ş. Türkiye'nin Havacılık, Turizm ve Savunma Sitesi

Sonuç yok
Tüm sonuçları görüntüle
  • Ana Sayfa
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Havacılık
  • Turizm
  • Seyahat
  • Savunma
  • Uzay
  • Özel Röportajlar
  • Teknoloji
  • Yazarlar
    • Cem Polatoğlu
    • Güntay Şimşek
    • K. Hakan Çelikoğlu
    • Kaan Yıldızgöz
    • Alper Eliçin
    • Prof. Dr. Fahrettin Öztürk
    • Editör
    • Bir Görüş
  • English
  • Fırsatlar
  • Gizlilik Politikası
  • Künye

Copyright ©️ 2021- Tüm haklar saklıdır. HTS İletişim A.Ş. Türkiye'nin Havacılık, Turizm ve Savunma Sitesi

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Create New Account!

Fill the forms bellow to register

All fields are required. Log In

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist